Katibim
Odama geldim, dersi hazırlarken şöyle sakin ama güzel bir şeyler dinleyeyim dedim. Tozlar içindeki CD çantasının üzerindeki tozları üfleyip, fermuarını açtım. Neredeyse bir yıldır hiç dinlemediğim CD'ler çıktı meydana. Agresif ve deneysel CD'lerle dolu bu çantada meğerse Tim Sparks'ın Tanz adlı duru ve sakin albümü de varmış. Çıkardım, CD oynatıcıma koydum. Yahudi asıllı ama bizlere çok aşina melodilerle dolu bir gitar eşliğinde hafif bir perküsyonla başladı Tim Sparks. "Tamamdır, işte istediğim CD budur" dedim. CD çantasını kaldırdım ve çalışmaya koyuldum. Ancak 6. esere gelince durdum. Bildiğimiz "Katibim" var ya hani, şu "Üsküdar'a gider iken" diye başlayan, işte o başladı. (Şimdi tekrar dinliyorum.) Daha önce dinlediğimde de kültürlerin ortak öğeleri, ortak geçmişleri konusunda bir yığın şey düşünmüştüm. Şimdi yine durdum, "ne hale geldik!" diye düşündüm. Herkes birbirine düşman. Kimse ortak geçmişini hatırlamıyor. Bugün birbirinden uzakmış gibi görünen kültürlerin bu şarkıyı ve diğer birçok başka şeyi nasıl paylaşmış oldukları akla bile gelmiyor...
Her neyse, bu konuda biraz daha bilgilenmek için Google'a gittim, sordum "bu şarkı kimin?" diye. Öğrendim ki bu şarkı herkesinmiş.
Katibim, Bulgarlarınmış, Sırplarınmış, Yunanlılarınmış, Bosnalılarınmış, Makedonlarınmış, Arnavutlarınmış, Romanlarınmış, Türklerinmiş ve Tim Sparks'ın yorumundan anladığımız kadarıyla Yahudilerinmiş. Herkes bu şarkıyı kendi dilinde söylüyor, kimse bu şarkının başka kültürlere de ait olduğunu bilmiyormuş ve herkescikler yanılıyormuş...
Birisi benden önce Katibim'in kime ait olduğunu merak etmiş ve yollara düşmüş, hatta bir de belgesel çekmiş bu konuda. Adela Peeva'nın Chia e tazi pesen? (Bu şarkı kimin?) adlı belgeseli Katibim'in peşinden koşuyormuş, şarkının kime ait olduğunu bulmaya çalışıyormuş. İşin güzel tarafı buluyormuş da, dediğim gibi şarkı herkese aitmiş...
Ne güzel öyle değil mi? Bir şarkıyı bizim diye sahiplenmek yerine hepimizin şarkısı olduğunu bilmek, bizi bugün ne ayırırsa ayırsın aslında benzer olduğumuza dair bir gösterge bulmak ne güzel... Rakı bizim, yoğurt bizim, dolma bizim demek yerine bunlar ortak kültürümüzün ürünleri diyebilmek ne güzel... Birbirimizin kafasını kırmak yerine birlikte Katibim söyleyip, rakı içmek, uzo içmek ne güzel...
Ama bakıyorum da etrafıma bunun güzel bir şey olduğunu görenlerin sayısı çok az. İlla ki "rakı bizim, Katibim bizim, dolma bizim..." demek istiyorlar. Herkese ait olanı paylaşamadıkları için kavga ediyorlar... Paylaşmak ne kadar güzelse, işte bu da o kadar çirkin.
Posted by N. Emrah AYDINONAT Salı, Mart 06, 2007