N. Emrah Aydınonat |

Ders Günlükleri: İktisadi Büyüme | Modeller ve Yöntem | Diğer günlükler: Okuma Odası | Accomp[m]ania | İktisat Günlüklerinden Seçmeler | Nurses Care |



Neler dinliyorum... Yeni Albümler ve Bazı Yorumlar


The Mars Volta - The Bedlam in Goliath (2008) [*****]

Sanırım bugüne kadar yeni albümleriyle beni hayal kırıklığına hiç uğratmamış üç grup var: Red Hot Chilli Peppers, System of a Down ve The Mars Volta. Ben Harper, Mr Bungle, Metallica, Megadeth, Rage Against the Machine, Molotov falan gibi sevdiğim diğer müzisyenler/gruplar bazı albümleriyle beni üzmüşlerdir. Ancak, bu üç grup henüz hiç fire vermedi. The Mars Volta’nın son albümü The Bedlam in Goliath bu durumu değiştirmedi, hatta pekiştirdi. Abarttığımı düşünebilirsiniz, ancak abartmıyorum. Bu mükemmel bir albüm olmuş. Siz beğenmeyebilirsiniz, başka biri hiç dinlemeyebilir, fakat bu albümün mükemmel olduğu gerçeğini değiştirmez. Deneysel rock diye adlandırabileceğim bir mecrada at koşturan The Mars Volta, bu konuda ne gerekiyorsa yapmış. Saksafon soloları, film tema müziklerine göndermeler (bana böyle gelmiş olabilir!), abes ses efektleri, değişken ritmler, acayip vokal denemeleri, ilerlemeci öğeler, dögüsel takıntılar, ses örneklemeleri, ‘hard n heavy slow’ hitlerden deli saçması riflere geçişler, gerektiğinde pitch’le oynamalar ve sizce tam gerekmediğinde gürültülü çarpışmalar. Aradığınız ve aramadığınız her şey bu albümde büyük bir ahenk ile birleştirilmiş – tabii bu biraz da ahenkten ne anladığınıza bağlı. Evet herkesler için bir albüm değil bu. Ama sıkıldım bu dünyadan ve hep aynı şeyleri duymaktan diyorsanız, yeni bir şeyler arıyorsanız hemen edinin bu albümü. Zaten The Mars Volta dinleyen bir kişilikseniz eğer durduğunuz kabahat. Bu yazıyı okuyacağınız zamanı albümü dinlemeye ayırabilirdiniz.



Serj Tankian – Elect the Dead (2007) [*****]

System of a Down’ın (SOAD) ele başı ve vokalisti proje çalışmalarıyla bizi ihya etmeye devam ediyor. Daha önce Arto Tunçboyacıyan (Onno’nun kardeşi, perküsyoncu) ile yaptığı albümle proje işinde başarılı olduğunu zaten kanıtlamıştı. Elect the Dead adlı son (solo) projesiyle artık bu işin üstadı olduğunu gösterdi ve proje çalışmaları takip edilecek, arşivlenecek müzisyenler listesine girdi (listemizin baş köşesinde Mike Patton gibi müzik dehalarının olduğunu hatırlatalım). Elect the Dead, dinamik bir albüm, içinde her tadı bulmak mümkün. Serj Tankian bazen sinirleniyor, bazen üzülüyor bazen karışık duygulara gark oluyor ve bu duyguların hepsini başarılı bir biçimde yansıtıyor. Sizin de anladığınız gibi albüm rock müzik dinleme eğilimi olup da sadece hard rock ve heavy metal türevleriyle yetinmeyen, arayış içindeki müzik severlere hitap ediyorlar – ki bunların ilerleyen yıllarda avant gadre caz, alternatif pop ve bazen de hardcore Amerikan folk müziği dinlediği defalarca gözlenmiştir. Örnek olarak, Tom Morello’nun (çok sevdiğimiz Rage Against the Machine ve Audioslave’in gitaristi) The Nightwatchman adıyla yaptığı One Man Revolution (2007) adlı albümü verebiliriz. Morello, Amerikan folk müziğine gark olmuş bu albümde… (Bazı arkadaşlarım da anlamsız biçimde bu yola saptı…) Biraz konudan uzaklaştık, Serj Tankian’ın albümüne dönersek: Özetle, SOAD severler, arayış içindeki rockçılar ve genel anlamıyla güzel müzikten hoşlananlar (örneğin, biraz açık görüşlü bir Bach-sever) bu albümden hoşlanacaktır. Eğer Ebru Gündeş fan kulüp üyesi değilseniz, siz de şansınızı deneyebilirsiniz.




Therion - Gothic Kabbalah [2CD] (2007) [****]

İşte ilginç bir albüm daha. Teatral, senfonik, ritmik, ilerlemeci ve sürprizkâr. Therion’da melodik kadın vokaller de var, brutal veyahut senfonik erkek vokaller de. Bu albümü standart Therion dinleyicisi nasıl karşıladı bilmiyorum ama bence çok iyi bir albüm olmuş. Şöyle diyebiliriz, Within Temptation da bizi rahatsız eden naif melodiler bu albümde her zaman yerinde, zamanında ve gerektiği ölçüde kullanılmış. Albümde Jethro Tull’dan (sanırım böyle yazılıyordu…) Hammerfall’a kadar her türlü tadı bulmak mümkün. Hepsinden uygun ölçüde, uygun kıvamda… Tabii bu doğu illerinde yaşayan bizler için renksiz bir birleşim olabilir... (Hakikaten arka planda çalan depresif metal müziğe beyazlar içindeki bir kızcağızın sesiyle eşlik ettiğini görünce bu tür gruplara acıyor olabilirsiniz… ‘Yaratıcılığınız bu kadar mı, bu mudur, rock müziğe getirdiğiniz yenilik?’ diyor olabilirsiniz…) Hani bu albüm doğudan gelseydi, daha renkli olurdu, egzotik baharatların ahenginden falan bahsedebilirdik sanırım ama bu arkadaşlar dünyanın en renksiz yerlerinde yaşadıkları için bu ‘sentez’ çabasını takdir etmek lazım. Neyse, uzattım. Bana sorarsanız Therion - Gothic Kabbalah iyi bir albüm. Hararetle olmasa da tavsiye ederim. (Akdeniz insanı için: sadece ve sadece kar yağışlı günlerde dinlenmesi kozmik denge açısından hayırlı olacaktır.)



Stil Remains – The Serepent (2007) [***]

The Serpent için modern ortalama metal albümü desem büyük haksızlık etmiş olurum. Aslında tek tek incelendiğinde Still Remains’in müziğindeki her öğe ortalama: vokalist ortalama, gitar rifleri ortalama, şarkı yapıları ve sözleri ortalama (örneğin diyor ki, “en kötü kabusunum”)… Ama bu albümde garip bir şey var, hadi sinerji diyelim isterseniz: sinerji gibi bir şey var. Müzikte ortalama öğeler ortaya ortalamanın üstünde bir albüm çıkarmış. (Buna felsefede ve bazı bilim alanlarında emergence deniyor. Örneğin, benim sahip olduğum beyin hücreleri (nöronlar, sinapslar ve diğer şeyler) ile Einstein’ınkiler arasında pek bir fark yok, ama onun hücreleri birleşip ortaya genel görelilik teorisini çıkarmış, benimkilerde bir numara yok …). İşte Stil Remanins üyelerinin ortalamalalıklarının mucizevi birleşimi sonucu ortalamanın üstünde (ama çok da üstünde değil) bir albüm tezahür etmiş (emergence?). Benim bu tür albümlere çoluk çocuk albümleri demişliğim vardır. Ancak The Serpent dinledikçe güzelleşiyor, daha dinlenebilir hale geliyor. Ancak, hafta da bir defadan fazla dinlenecek bir albüm değil. Bir sürü güzel albüm var, bence Still Remains, şimdilik haftada bir için dua etsin, çünkü bu albüm en fazla bir yıl içinde unutulan albümler arasındaki yerini alacak. On, onbeş yıl sonra Stil Remains diye bir grup olduğunu hatırlayanların sayısı, grup elemanları + bunların aileleri, arkadaşları + bu grup hakkında bir şekilde değerlendirme yazısı yazanların toplam sayısını geçmeyecek… En azından bu albüm öyle gösteriyor… Bir şekilde bu albümü dinlerseniz grubun davulcusunun çabalarını takdir edin. Brutal vokaller var, korkmayın.



Beastie Boys – The Mix Up (2007) [****]

Bu Beastie Boys’un hayatımıza nasıl girdiği pek belli değil. Bu akıllı hiphopçu adamlar ne zaman ve ne şekilde hayatımıza girdi, düşünüyorum bulamıyorum. Hayal meyal hatırladığım şeyler var. Örneğin, Sabotage adlı şarkıyı bilirsiniz. Her rock-sever bilir. (“Caann’t stand it” dediğinizi duyar gibiyim.) İşte bu Sabotage’ı dinleyince beğenmiştik bu adamları gibi, ama sanki daha önce de biliyorduk… Run DMC de böyledir. Public Enemy No.1 bir şekilde arşivlerimize girmiştir. Biz o sıralarda Halloween’in 7 anahtar takıntılı albümlerini falan dinliyor olduğumuz için bu iki rapçi hiphopçu grubun arşivimize girmesi acayip bir olgudur. Bir de Intergalactic gibi bir şarkıları vardı sanırım. Kocaman bir robotlu videosu vardı. Komikti, eğlenceliydi ama biz neden dinliyorduk? O bir muammadır. Her neyse, aslında Beastie Boys’un arşivlerimize girmiş olması, biz o zamanlar diğmaları pek açık olmayan rockçılar olduğumuz için bir muamma olsa da aslında Beastie Boys her rock severin dinlemesi, ibret alması gereken bir gruptur. Özellikle de enstrümantal (bazen zırvalaşan vokallerin olmadığı) albümlerini dinlemeniz müzikal gelişiminiz açısından önemlidir. Hatta şöyle söyleyebilirim: Beastie Boys dinleyen rock müzisyenleri ceteris paribus daha iyi müzik yapar (burada hepsininin Led Zeppelin falan dinlediğini varsayıyorum). İşte size fırsat. Bugüne kadar Beastie Boys’u ıskaladıysanız, The Mix Up ile yakalayabilirsiniz. Sakin, düzenlemeler güzel. Kitap okurken bile dinleyebilirsiniz. Ciddi söylüyorum…



Biffy Clyro – Puzzle (2007) [*****]

Biffy Clyro, benim için geçen senenin değerli buluşlarından biri. Alternatif rock yaptığı söyleniyor. Doğru diyelim. Aslında eskiden alternatif rock denince sert ama değişik müzik yapan müzisyenler aklımıza getirirdik. Son zamanlarda sert ve değişik müzik yapan herkes kendi yaptığı müziğe bir isim buldu. İsim bulamayanlar alternatif rock olarak kaldı. İşte Biffy Clyro yaptığı müziğe isim uyduramamış olanlardan sanırım. Her neyse, Puzzle son zamanlarda dinleyip de gerçekten beğendiğim albümlerden biri. Baştan sona tutarlı ve akıcı. Aslında şöyle bir Queens of the Stone Age (QOTSA) havası olduğunu söyleyebilirim bu albümde – ancak o kadar sert değil. Bunu siz de benim gibi beğenir misiniz bilmiyorum. İsterseniz satın almadan önce bir şans verin birkaç şarkısını dinleyin, sonra karar verin. Bence güzel bir albüm, sevebilirsiniz.



Nightwish – Dark Passion Play (2007) [**]

İşte size eğlencelik bir albüm. ABBA’yı hatırlayın, metal gitar rifleri ekleyin, alın size Nightwish. Melodik kadın vokal, sert metal rifleri, düz ritmler, yeri geldiğinde back-vokaller ve bitmeyen bir müzik aşkı… Bunlar sözüm ona metalci ama belli ki tam zamanlı olarak ABBA dinleyerek büyümüşler. Peki albüm güzel mi? Genel geçer bir şey söylemek zor. Ben sıkılıyorum bu naif melodilerden. Siz belki seversiniz. Ama sevmeseniz de, dediğim gibi, eğlencelik bir albüm. Alın bir köşeye koyun. Bir gün ABBA sevenler sizi ziyaret ederse, geceleyin ABBA arzu ederse, en azından onlara Nightwish verebilirsiniz… (Bu arada eğer bilmiyorsanız söyleyelim, ABBA şarkılarının metal bandolarca yorumlandığı bir albüm var. Onu kesinlikle tavsiye ediyorum. money ve thank you for the music özellikle güzel yorumlanmış o albümde…)



Queensrÿche – Take Cover (2007) [***]

Fazla yoruma gerek yok.
Grup Queensrÿche.
Albümün adından da anlaşılabileceği gibi Cover yapmışar (başkalarının şarkılarını yorumlamışlar).
Neon Knights ve Innuendo yorumlanan şarkılar arasında.
Hemen edinin.
.
.



The Answer – Rise (2006) [***]

Bunu kardeşim tavsiye etmişti. Bomba gibi blues-rock albümü. Seviyorsanız alın. Sapasağlam bir grup. Not edelim: albümde yeni bir şey yok, söz konusu olan eski bildik güzel blues-rock. Sevenlere duyrulur.
.
.
.
.

The Cult – Born into This (2007) [****]

Gayet güzel.
Gayet hoş.
Fazla yoruma gerek yok.
Hemen listenize ekleyin.
.
.
.
.

Within Temptation - The Heart Of Everything (2007) [*]

Doğrusunu söylemek gerekirse ben bu grubu bir türlü sevemedim. Türünün en iyi örneklerinden biri herhalde. Seveni çok. Bu albüm belki fikrimi değiştirir diye düşünüyordum – ilk dinlediğimde fena değil gibi gelmişti – ancak dinledikçe gördüm ki ben bu gruba alışamayacağım. Kötü albüm demiyorum. Aslında oldukça iyi bir albüm ama ben tiz vokaller ve klavyelere pek çok naif melodi eklenince kopuyorum müzikten. Allah sevenine bağışlasın.

Posted by N. Emrah AYDINONAT Salı, Mart 04, 2008